"Gazze'de Abluka ve Aç Bırakma: "Sessiz İşleyen Bir Soykırım Mekanizması" Paneli

  • 28 Ekim 2025
  • 10:46
"Gazze'de Abluka ve Aç Bırakma: "Sessiz İşleyen Bir Soykırım Mekanizması" Paneli

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK)  ve Ankara Filistin Dayanışma Platformu tarafından Gazze'de Abluka ve Aç Bırakma: "Sessiz İşleyen Bir Soykırım Mekanizması" paneli AYBÜ Milli İrade Yerleşkesi Büyük Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi.

Program öncesinde, TİHEK ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi arasında insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, ayrımcılıkla mücadele edilmesi ve kötü muamelenin önlenmesi alanlarında ortak çalışmaların yürütülmesini amaçlayan işbirliği protokolü imzalandı.

Panelin açılış konuşmasında TİHEK Başkanı Fahrettin Altun, Gazze halkının bastırılan, susturulmaya çalışılan sesine ses olmak, maruz kaldıkları zulmü gür bir sedayla haykırmak ve zulmün son bulmasına katkıda bulunmak için bir arada olduklarını söyledi. Modern dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir zulüm endüstrisiyle karşı karşıya olunduğunu belirten Altun, "Bu zulüm Gazze, Filistin halkına yönelse de asıl hedefi insanlık, insan hakkı ve onuru. Bu zulüm endüstrisi hiçbir hukuk tanımıyor. Gazze'de tanıklık ettiğimiz abluka ve aç bırakma pratiği bu zulüm endüstrisinin enstrümanlarından biri. İsrail tarafından işletilen bu zulüm endüstrisinin asli hedefi soykırım." diye konuştu.

 

TİHEK olarak Gazze halkının haklı davasına destek olmak ve İsrail zulmünün son bulması için gayret ettiklerinin altını çizen Altun, uluslararası kurumlarla çalışmalar yürüttüklerini, Ulusal İnsan Hakları Kurumları Küresel Ağı (GANHRI) bünyesindeki 120 akran kuruma vahşetin karşısında durmaya ve Gazze'deki insan hakları ihlallerinin son bulmasına katkı vermeye davet ettiklerini aktardı. Yayımladıkları "Filistin'de İnsan Hakları İhlalleri ve Gazze Soykırımı" başlıklı raporda tanıkların şahitliklerini kayda geçirdiklerini ve bu kayıtları Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne sunduklarını dile getiren Altun, soykırımı en güçlü şekilde kınadıklarını ve mücadelelerinin Filistin özgür olana dek süreceğini kaydetti.

 

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörümüz Prof. Dr. Ali Cengiz Köseoğlu ise Gazze'de modern zamanların en ağır insani krizlerinden birinin yaşandığını, bunun yalnızca bölgesel bir kriz değil, küresel bir sınama olduğunu vurguladı. Üniversitelerin yalnızca teknik bilgi veren ve meslek edindiren kurumlar olmadığını belirten Köseoğlu, "Akademik tarafsızlık ilkesi, yaşanan vahşeti görmezden gelmenin veya meşrulaştırmanın bir bahanesi olarak kullanılamaz. Açık bir soykırım mekanizması işlerken, sessiz kalmak tarafsızlık değil, suça ortak olmaktır." diye belirtti.

Gazze'deki soykırıma karşı sessiz kalmayı reddettiklerini dile getiren Köseoğlu, "Yaşananlar tesadüfi veya savaşın doğal akışı değildir. Aç bırakma, bilinçli bir siyasi araç, bir savaş silahı olarak kullanılmaktadır. İnsanların en temel yaşam kaynaklarından mahrum bırakılmasının uluslararası hukuktaki adı çok açıktır. Bu, kast unsurunu barındıran bir soykırım eylemidir." dedi.

 

Açılış konuşmalarının ardından, TİHEK İkinci Başkanı Muhammet Ecevit Carti moderatörlüğündeki "Gazze'de Abluka ve Aç Bırakma: Sessiz İşleyen Bir Soykırım Mekanizması" paneli, Filistin Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu Direktörü Dr. Ammar Al Dwaik, Anadolu Ajansı (AA) Genel Yayın Yönetmeni ve Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Özhan, Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreter Yardımcısı Şükrü Can, ANFİDAP İstişare Heyeti Üyesi Öğretim Görevlisi Hasan Bozdaş ve Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Hasan Basri Bülbül'ün katılımıyla gerçekleştirildi.

TİHEK İkinci Başkanı Muhammet Ecevit Carti tarafından yönetilen panelin oturumunda konuşan Filistin Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu Direktörü Ammar Al-Dwaik, hak arama kurumlarının genellikle bulundukları ülkelerin iç işleriyle meşgul olduklarını ancak TİHEK'in Filistin konusunda çalışmalar yürüttüğünü dile getirdi.

Filistin Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu'nun Gazze'deki iki ofisinin yerle bir edildiğini anımsatan Al-Dwaik, bazı Komisyon üyelerinin İsrail saldırılarında yakınlarını kaybetmesine rağmen görevlerini yerine getirmeye devam ettiklerini vurguladı. Komisyonun binden fazla mağduru dinleyerek yaşanan insan hakkı ihlallerini raporladıklarını belirten Al-Dwaik, raporları, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) nezdinde açılan dava kapsamında paylaştıklarını bildirdi.

Gazze'nin açlıkla sınandığını, tedaviye erişim imkanlarından mahrum bırakıldığını belirten Al-Dwaik, şunları kaydetti: "Soykırım bugün devam ediyor ve yeni aşamasına gelmiş durumda. Bu da soykırımın inkarı aşaması. Soykırımın inkarı suretiyle soykırımın failleri hesap vermekten kurtarılmaya çalışılmakta. Soykırımın mağdurlarının iyileşmesinin ve toparlanmasına ve tekrar güvenlik içerisinde bir hayat kurabilmelerine imkan verilmemekte. Aynı zamanda soykırımın yarattığı koşulların mevcudiyetini devam ettirmesi ve kalıcı hale gelmesine hizmet etmekte bu inkar."

Al-Dwaik, UCM'nin İsrailli yetkililer hakkında yakalama kararı verdiğini anımsatarak, sorunun kuruluşlarda değil, sistemin işleyişi olduğuna dikkati çekti. amuoyunda insan haklarını savunduğunu ilan eden birçok ülkenin kapalı kapılar ardında İsrail'e desteğini sürdürdüğünü belirten Al-Dwaik, uluslararası hukuk düzeninin ortadan kaldırılmasına dönük çabaların büyük bir sorun olduğunu dile getirdi.

Al-Dwaik, "1945'in trajedileri üzerine bina edilen birçok kurum, kuruluşların bugün başta ABD olmak üzere belli güç odakları tarafından ortadan kaldırılmasına yönelik çabalar söz konusu. Bu da dünyanın yaşadığı trajedilerden, mezalimlerden çıkarması gereken dersi çıkarmadığı, yönelmesi gereken yönün tam tersi yöne ilerlemekte olduğunu göstermekte." değerlendirmesinde bulundu.

 

Anadolu Ajansı (AA) Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Özhan, AA'nın, Ekim 2023'ten sonra, özellikle ilk bir yıl en ağır şartlarda Gazze'de çalışan uluslararası bir haber ajansı olduğunu belirtti. Bu bir yılın sonrasında konuyla ilgili uluslararası bir kamuoyu oluştuğunu ifade eden Özhan, "Geçmişte tahayyül edemeyeceğimiz insanlar, tahayyül edemeyeceğimiz platformlarda Gazze ve Filistin halkının varlığına dönük yürütülen soykırım ve yok etme politikalarına karşı İsrail'e doğrudan ve açıktan eleştiri oklarını çıkardılar." şeklinde konuştu.

"İsrail devleti, İsrail ordusu, İsrail siyasetçileri bir daha tarihlerinden silemeyecekleri büyüklükteki bir lekeyi kendi ülkelerinin, vatandaşlarının, çocuklarının bakiyesine yazmış bulunmakta." ifadelerini kullanan Özhan, dünya kamuoyunun da bunu hafızalara kazıdığını söyledi. Gazeteciliğin ağır yükünü taşımaya çalıştıklarını vurgulayan Özhan, ilk bir yıl içerisinde 2 Anadolu Ajansı serbest habercisinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini hatırlattı.

 

Türk Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreter Yardımcısı Şükrü Can ise Gazze'deki insanların yalnızca silahla değil, açlıkla da teslim alındığını, gıda, su ve ilaç gibi temel ihtiyaçların sistemli bir yok etme aracına dönüştürüldüğünü, milyonlarca insanın yaşamın en temel koşullarından yoksul bırakıldığını vurguladı.

Gazze'nin uzun süredir abluka ve devam eden çatışmalar nedeniyle derin bir insani yıkımla karşı karşıya olduğunun altını çizen Can, özellikle çocukların ciddi yetersiz beslenme riski altında olduğunu, gıdanın yanı sıra temiz suya erişimin ciddi şekilde kısıtlandığını, sağlık altyapısının büyük ölçüde zarar gördüğü ve sağlık hizmetlerine erişiminin son derece zorlaştığını kaydetti. İnsani yardım hakkına yönelik saldırılar olduğunu, insani yardım kuruluşlarının çalışmalarının sistematik olarak zorlaştırıldığını belirten Can, "7 Ekim 2023'ten bugüne 565 insani yardım görevlisi yaşamını yitirmiştir. Gıda, su ve ilacı ulaştırmak için, tüm kuralların müsaade ettiği durumda bir gönüllünün şehit olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu insanlık tarihinde görülmemiş bir durum." ifadelerini kullandı.

 

Türk Kızılay'ın bölgede her gün 30 bine yakın insana yemek dağıttığını aktaran Can, insani yardımlara yönelik çalışmaların sürdürüldüğünü dile getirdi.

 

ANFİDAP İstişare Heyeti Üyesi Öğretim Görevlisi Hasan Bozdaş ise gıdanın bir savaş aracına dönüştürülmesinin, insanların yeterli gıdaya erişim hakkı engellenmesinin, yaşam hakkına sistematik bir saldırı olarak kabul edildiğini söyledi.

Uluslararası hukukun aç bırakma fiilini, insani yardımların engellenmesi ya da bir topluluğun ölüme terk edilmesi fikrini normatif anlamda yasakladığını anımsatan Bozdaş, şunları kaydetti: "2023 itibarıyla Gazze'de tam bir ablukanın uygulandığını ve sistematik bir açlık politikasının yürütüldüğünü, dışarıdan tüm yardımların kesildiğini görüyoruz. Birleşmiş Milletler (BM) bu abluka neticesinde Gazze halkının yüzde 91'inin yüksek seviye gıda krizi yaşadığını ilan etti. İsrail her türlü gıda tesisini, depolamaları, fırınları, merkezi mutfakları, yardım çalışanların ofislerini tamamıyla hedef alarak ortada herhangi bir gıda stoku ya da gıda üretim imkanı bırakmadı. Hatta insanları yardım kuyruğunda yardım almaya çalışırken katlederek uluslararası hukuk terminolojisine yeni bir ihlal kavramı yerleştirdi. Bu anlamda maalesef bir kıtlık politikası yürüttü ve soykırımına aracı hale getirdi."

 

Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Hasan Basri Bülbül de Filistinli Mültecilerin Geri Dönüş Hakkı'nın İsrail için varoluşsal bir tehdit olduğunu, bu durumun yalnızca bölgesel değil küresel etkiler doğurduğunu dile getirdi. BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansının (UNRWA) milyonlarca mülteciye eğitim, sağlık ve sosyal destek sağlayarak Filistin kimliğinin korunmasında önemli rol oynadığını aktaran Bülbül, Gazze'deki UNRWA binalarının hedef alındığını, 350'den fazla çalışanının öldürüldüğü söyledi.